monocyte’s blog

neden bu blogda türkçe kullanmıyorum?

evet başlık şu anda türkçe kullandığımı düşündüğümde biraz ironik ama anlatmaya çalıştığım şeyin açık olduğunu düşünüyorum. türkçe benim ana dilim ama ben neden bu blogda hiç türkçe bir şeyler yazmıyorum?

bunu sorgulamaya biraz arkadaşım suliman'ın gönderisi ile başladım. sonuç olarak vardığım birkaç kanı var.

bearblog topluluğu

bearblog'un genel olarak ingilizce dominant bir platform olması hiç de şaşılacak bir konu değil. mesela şu an bu gönderiyi yazarken bearblog trending'deki ilk 40 gönderinin yalnızca 1 tanesi ingilizce dışı bir dilde. (merak ettiyseniz o da çince bu arada). most recent olarak baktığınızda biraz daha farklı bir dağılım olsa da platformun ingilizce dominantlığı su götürmez bir gerçek.

mesele aslında sadece bundan da ibaret değil. mesela ben şu an tanıdığım ve bearblog karnavalı gibi ortak birkaç şey yaptığım bir topluluk olan grizzly gazette ekibini sadece türkçe gönderi yayınlasaydım büyük ihtimalle tanıyamayacaktım.

bu daha fazla okunma uğraşı değil, okunmayı elbette herkes ister ancak burada söz etmeye çalıştığım kendinden daha büyük bir topluluğun parçası olma. türkçe yazmak bir şekilde kendini izole etmek anlamına geliyor.

kendimden kaçış

olayın belki de en can alıcı noktasını en sona sakladım. bu aslında bir nevi kendimden kaçış. ingilizce-türkçe ayrımı ile bu blogu kafamda gerçek hayatımdan farklı bir yere koyup kendim için bir nevi bölmelere ayırabiliyorum. bunu yazan ben gerçek ben değil, ne kadar sahici durmaya çalışsa da kendimin başkalarına göstermeyi seçtiğim bir kısmı. aslında "gerçek ben değil" tabiri de biraz yanlış. burası benim gerçek bir parçam, yalnızca bütünün hepsi değil. bütün parçalara sahip değilsiniz.

sonuç?

sonuca varılacak pek bir şey yok aslında. bu daha çok bilinç akışımsı bir yazma deneyiydi. türkçe bir şeyler yazmak zevkli. bu blogu tamamen türkçe-ingilizce sentezi yapmak istemesem de ilerde birkaç tane daha gönderiyi türkçe yazabilirim. söz yok ama.

#blog